Nisan 20, 2026

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

Akupunktur, daha kapsam­lı ve bütünsel bir tedavinin ilk aşaması... Ardından hastanın bütünsel enerjisinin dengelenmesi geliyor. Çin tıbbının felsefesi, yaşamın üç te­mel güce dayandığı ilkesinden hare­ket ediyor. Bunlardan birincisine in­sanoğlu doğumla kavuşuyor. Buna "asırlık enerji" adını veriyorlar ve özünde insanı uzun süre yaşamaya endeksliyor. Diğer iki güç ise, besle­yici enerji olan yin ile savunucu güç olan yang... Yin ile yang birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısı güçler. Ve bütün mesele bu güçler arasındaki enerji dengesini güçlendirip, koru­mak... Kuşkusuz bir de bu güçleri be­lirleyen dış etkenler var. Bunlar iklim değişiklikleri. Çinliler beş ana iklim saptıyorlar: İlkbahar, yaz, hasat, son­bahar ve kış... İlkbahar odunun, yaz ateşin, hasat toprağın, sonbahar me­tallerin, kış da suyun mevsimi... Odunun rengi yeşil, ateşin kırmızı, toprağın san, metallerin beyaz, su­yun da siyah... Odun ateşi besliyor, ateş toprağa geri dönüyor, toprak metalleri bağrında taşıyor, metal mi­neral birleşiminden de su fışkırıyor, su ise yeniden odunun filizlenmesini sağlıyor ve bu döngü böylece sü­rüp gidiyor. Bu maddelerin her birine insan organizmasının bir bölümü ve oradaki organlar karşı­lık geliyor. Oduna karaciğer, saf­rakesesi, gözler ve kaslar; ateşe kalp, incebağırsaklar, dil ve da­marlar; toprağa dalak, mide, ağız ve kaslar; metallere akciğerler, kalınbağırsaklar, burun ve deri: suya da böbrekler, idrar kesesi, kulaklar, kemikler ve ilikler... Bu alanların her biri vücut enerjisinin beşte birini harekete geçiriyor. İşte akupunktur, bu bölgelerdeki enerjiyi, meridyen adı verilen birtakım hayali kanallara iğneler batırılmasıyla uyarı­yor. Burada ilginç bir nokta beynin unutulması... Gerçekten de geleneksel Çin tıbbında beyin "garip bir or­gan" olarak tanımlanıyor ve asla batıdaki kadar önem verilmiyor. Usta bir akupunkturcu yaklaşık 360 iğne kullanabiliyor. Bazıları altın bazıları ise gümüş iğneleri tercih ediyor. İlk iğneler ener­jiyi yumuşatmak, ikinciler onu dağıtmak, üçüncüler ise enerjiyi kanalize etmek için kullanılıyor. Son olarak; bütün akupunktur ya da geleneksel Çin tedavileri uygulanırken "biyolojik saat" dikkate alınıyor. Çünkü, günün ve gecenin belirli saatlerinde, enerji vücudun belli bir noktasını güçlü ya da güçsüz bir biçimde kat ediyor. Nefes alma sorunlarının sabahın 3'ü ile 5'i arasında ortaya çıkması tesadüf değil... Çünkü akciğer o saatlerde enerjisinin en üst Çinli soylular doktor yanında soyunmak istemediklerinden, nerelerinden rahatsız olduklarını bu heykelcikler üzerinde gösterirlerdi. Çin tıbbında ana ilke, "önle­mek tedavi etmekten iyi­dir" diye özetleniyor. Yani Çin tıbbı, tam anlamıyla "önleyici tıp" kategorisine giriyor. Bu ülkede tıp çalışmaları çok eski tarihlere uzanıyor. Akupunktur sanatının başucu kitabı olarak kabul edilen ve efsanevi Çin imparatoru Huangdi'nin kaleme aldığı "Nei Jing" (İç Kitabı), M.Ö. 3. yüzyılda yayımlanmıştı. Akupunktur te­davisinin ilkeleri Taocu düşüncede ve doğanın gözlemlenmesinde ya­tıyor. Çinliler'e göre, her şeyin başında enerji bulunuyor. Enerji, gökyüzünden yere iniyor ve daha son­ra yeniden gökyüzüne çıkı­yor. İnsan ise, tüm organizma­lar gibi gökyüzü ile yeryüzü arasında bir noktada bulunuyor. Bu durumda, doğal olarak hem içten hem dıştan aynı enerji akımlarının etkisinde kalı­yor. Enerji taşıyıcısı görevi gören akupunktur iğnesi, belli deliklerden organizmaya soktuğu dış enerjilerin yardımıyla iç enerjileri düzenliyor. Bu saat, zaman ile organlar arasındaki bağlantıyı kuruyor. Günde iki saat, simgeledikleri hareketlilik açısından önem kazanıyor. Örneğin kalp, en hızlı çalışma noktasına saat 11 ile 13 arasında giriyor. Latince'deki "acus" (iğne) ile "punctura" (batırmak) kelimelerinden türetilen akupunktur. Avrupa ve Çin'de farklı amaçlarla kullanılıyor. Batı ülkelerinde insanlar, akupunktu­ru hastalandıkları zaman yaptırıyor­lar. Oysa Çin'de, herhangi bir hasta­lık belirtisi olmasa da, insanlar yılda birkaç kez akupunktur tedavisinden geçiyorlar ve genel sağlıklarını sürek­li denetimde tutuyorlar. Yani, aku­punktur uzmanı, kişiyi sağ­lıklı tutmakla yükümlü. İşte bu nedenle, Çin'de sadece bu se­anslar için para alı­nıyor. Hasta olan kişiden tedavi ücre­ti istenmiyor. Eğer hasta akupunktur teda­visi sırasında ölürse, doktorun evinin önüne kırmı­zı bir lamba asılarak başarısızlığı her­kese duyuruluyor. Batı tıbbının yüz­yıllarca anlamakta güçlük çektiği bu tedavi tarzı da şu atasözüyle dile geti­riliyor: "Kapıyı açık bıraktıktan sonra düşmanı yakalamak neye yarar."

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

Aslında akupunktur, daha kapsam­lı ve bütünsel bir tedavinin ilk aşaması... Ardından hastanın bütünsel enerjisinin dengelenmesi geliyor. Çin tıbbının felsefesi, yaşamın üç te­mel güce dayandığı ilkesinden hare­ket ediyor. Bunlardan birincisine in­sanoğlu doğumla kavuşuyor. Buna "asırlık enerji" adını veriyorlar ve özünde insanı uzun süre yaşamaya endeksliyor. Diğer iki güç ise, besle­yici enerji olan yin ile savunucu güç olan yang... Yin ile yang birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısı güçler. Ve bütün mesele bu güçler arasındaki enerji dengesini güçlendirip, koru­mak... Kuşkusuz bir de bu güçleri be­lirleyen dış etkenler var. Bunlar iklim değişiklikleri. Çinliler beş ana iklim saptıyorlar: İlkbahar, yaz, hasat, son­bahar ve kış... İlkbahar odunun, yaz ateşin, hasat toprağın, sonbahar me­tallerin, kış da suyun mevsimi... Odunun rengi yeşil, ateşin kırmızı, toprağın san, metallerin beyaz, su­yun da siyah... Odun ateşi besliyor, ateş toprağa geri dönüyor, toprak metalleri bağrında taşıyor, metal mi­neral birleşiminden de su fışkırıyor, su ise yeniden odunun filizlenmesini sağlıyor ve bu döngü böylece sü­rüp gidiyor.

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

Bu maddelerin her birine insan organizmasının bir bölümü ve oradaki organlar karşı­lık geliyor. Oduna karaciğer, saf­rakesesi, gözler ve kaslar; ateşe kalp, incebağırsaklar, dil ve da­marlar; toprağa dalak, mide, ağız ve kaslar; metallere akciğerler, kalınbağırsaklar, burun ve deri: suya da böbrekler, idrar kesesi, kulaklar, kemikler ve ilikler... Bu alanların her biri vücut enerjisinin beşte birini harekete geçiriyor. İşte akupunktur, bu bölgelerdeki enerjiyi, meridyen adı verilen birtakım hayali kanallara iğneler batırılmasıyla uyarı­yor. Burada ilginç bir nokta beynin unutulması... Gerçekten de geleneksel Çin tıbbında beyin "garip bir or­gan" olarak tanımlanıyor ve asla batıdaki kadar önem verilmiyor. Usta bir akupunkturcu yaklaşık 360 iğne kullanabiliyor. Bazıları altın bazıları ise gümüş iğneleri tercih ediyor. İlk iğneler ener­jiyi yumuşatmak, ikinciler onu dağıtmak, üçüncüler ise enerjiyi kanalize etmek için kullanılıyor. Son olarak; bütün akupunktur ya da geleneksel Çin tedavileri uygulanırken "biyolojik saat" dikkate alınıyor. Çünkü, günün ve gecenin belirli saatlerinde, enerji vücudun belli bir noktasını güçlü ya da güçsüz bir biçimde kat ediyor. Nefes alma sorunlarının sabahın 3'ü ile 5'i arasında ortaya çıkması tesadüf değil... Çünkü akciğer o saatlerde enerjisinin en üst nok­tasına ulaşıyor.

 

Herhangi bir tıbbı öneri değildir, sağlığınız için doktorunuza danışın.

Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız

Editörün Son İçerikleri

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

Çin Şifacılık İnanışı

Çin Şifacılık İnanışı

Biometrik Sistemler

Biometrik Sistemler

Teknoloji ve Parmak İzi

Teknoloji ve Parmak İzi

Editörlerin Son İçerikleri

kaptanfilozof06

Hayatımız Bizim Aldığımız Kadardır

probiyotik

Çin Şifa İnanışı: Akupunktur

bubble30
Nielawore

Bizden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun