Milat öncesinin belki de en önemli şahsiyetlerinden ikisi, bu ayrımı en kesin şekilde belirleyen bir davranış sergilediler. Roma tahtı için savaşan ateşli Marcus Antonius, politik rakibi Octavius Caesar'ı düelloya davet ettiğinde soğukkanlı rakibinin şu sözleriyle karşılaşmıştı:
"Benim arkamda koskoca Roma ordusu varken niye düello yapayım?" Eski günlerde, üniformalı veya sivil siyah giysiler içindeki beyler için kazanmak veya kaybetmek o kadar önemli değildi. Biri diğerinden mutlaka daha atik çıkacak veya daha kuvvetli kılıç sallayacaktı. Önemli olan, beylerin onurlarına hayatlarından daha çok değer verdiklerini göstermeleri, yani düelloya katılmalarıydı.
Düelloda namus, kavganın gerçekleşmesindeydi, sonuca bağlanmasında değil... Veya bu onur alışverişinde kavganın nedeni, tek bir kelime, farklı bir politik görüş veya komşunun eğri burnu olabilirdi. Eğri burun da korkusuzca çekilen silahla düzeltilirdi zaten... Ortaçağ düellolarında tanrı emriyle de mücadele edilirdi. İnsanoğlunun, kendi sonsuz vahşiliğine her zaman geçirdiği kılıf olan "tanrı adına savaşmak", düello için de geçerliydi.
İşin ucunda ölüm olduğu için, "yüksek gücün etkisine" inanılırdı. Otto von Bismarck, liberal politikacı Georg Freiherr von Vincke ile düelloya girmeden önce, hasmıyla akşam yemeği yemek istemişti. Sonra, düello yerine vardıklarında sürekli bir dua mırıldanmış ve ateş ettikten sonra da "kendini tanrıya hiç bu kadar yakın hissetmediğini" belirtmişti...
probiyotik
Yorumlar
Cesaret gerektiren karşılaşmalar
Çok enteresan bir durum bence
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız