İçinde yaşadığımız dünyaya dönüp baktığımız zaman, özellikle günümüzde veya hatta günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde, belki inanç sistemlerinin bile ortaya çıkmasından daha önce aslında insanların yarattığı bir sürü kavram olduğunu ve bu kavramların içinde yaşayıp gittiklerini görebiliyoruz. Bütün inanç sistemleri, ahlaki ve etik kurallar, pek çok başka türlü sistem, soyut kavramlar, devletler, sınırlar, bütün bunlar aslında insan zihninin icat ettiği şeyler. Doğaya dönüp baktığımızda böyle şeyler göremezsiniz. Veya en basit örnekle sevgi, aşk ya da nefret veya bunun gibi başka türlü duygular. Bu duygular insan icadı olarak karşımıza çıkıyor.
Ve insanın aslında kendiliğinden uydurduğu şeyler hepsi. Peki gerçekten tüm bu insan icadı kavramların varlığından emin miyiz? Onları kanıtlayabilir miyiz? Muhtemelen kanıtlayamayız. Ama yine de bir refleks olarak insan doğadaki boşlukları kapatmak veya kendi hayatına bir düzen getirebilmek adına kendi yarattığı, uydurduğu kavramlara inanma ve bu inançlarını da tüm bu inandığı şeyleri de hayatının gerçeğine dönüştürme ve bu gerçek içinde yaşama eğiliminde olacaktır. Ancak insanın en ciddi yanılgılarından birisi zamanla tüm bu kendi yarattığı kavramların aslında kendi yarattığı, kendi uydurduğu şeyler olduğunu ve doğada, hakikatte böyle şeylerin var olmadığını unutması olacaktır.
Ve bu şekilde insanlık hakikatlerden uzaklaşacaktır aslında. Bu günümüzde de böyle, bundan belki de binlerce yıl önce de böyleydi. İnsan doğasının en büyük problemlerinden birisi, kendine bir gerçeklik yaratması ve o gerçekliğin içinde sonradan kaybolmasıdır. Bu tarz bir yanılgıya doğada başka bir canlının düştüğünü göremezsiniz. Mesela bir hayvan böyle bir yanılgıya düşmeyecektir. Tabii bir hayvanın düşünebildiğini söyleyemeyiz ama düşünemediği için kendi yarattığı kavramlara da inanıp onları gerçek zannetmeyecektir. İşte insanın kendi kavramları, onun en büyük yanılgısına dönüşebilmektedir aslında.
kaptanfilozof06
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız