Tarih boyunca güç kavramının ve güçlü olanın her zaman için tekelleşme konumuna gittiğini görebiliriz. Bu ise her zaman için savaş ve rekabetlerle olan bir durumdur. Roma İmparatorluğu büyürken ve tek süper güce dönüşürken çevresindeki diğer bütün güçleri yuttu. Aynı şeyi Türk-Moğol İmparatorluğu da yaptı. Aynı şeyi Soğuk Savaş döneminde de gördük. İki kutuplu dünya, tek kutupluya inene kadar arada müthiş bir rekabet yaşandı. Gücün doğası ve ona ulaşmak için insanlığın verdiği rekabet en sonunda onu tek elde toplanan bir yapıya dönüştürüyor. Gücün de tekelleşmesi gibi aslında sermaye dediğimiz kavram da kaçınılmaz olarak giderek tekelleşen bir yapıya sahiptir.
Ne kadar etik değerlerden, gelir adaletinden, eşitlikten söz edilse de insan doğası ve bu doğanın içinde var olan rekabet, daha fazlasını alma arzusu ve sermayenin yarattığı yumuşak güç unsurlarına ulaşma arzusu ve bunun stratejik bir öneme sahip olması bir noktada sermayenin de tekelleşmesine sebep oluyor. Bugün dünyada etrafımızda var olan pek çok firmaya baktığımızda bu şirketlerin gerçekten tamamı içinde bulundukları ülkeye mi ait? Yoksa tek bir ülkedeki birkaç tane güçlü aileye mi ait? Gizli ortaklıklar şirketleri nereye doğru sürüklüyor?
Bugün sermaye dediğimiz şey aslında gerçekten nereye akıyor? Büyük markalara baktığımızda gördüğünüz manzara genellikle bir grup insanın tekelinde olan ama gerek verilen isimlerle gerek bölüştürülen şirketlerle dağıtılmış bir yapıya dönüşüyor veya gizli ortaklıklarla hisse sistemiyle dağıtılmış bir ortaklığa dönüşüyor. Ancak tekelleşme ve sermayenin tekelleşmesi insan doğasının bizzat kendisinden ötürü kaçınılmaz bir durum.
kaptanfilozof06
Yorumlar
Sermayenin tekelleşmesi kaçınılmaz
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız