Ataerkil dinlere göre, Havva'nın dişi doğasının temel öğesi şeytansı cinsellikti. Bu duruma karşın saflık, çilecilik ve akılcılık gibi erdemler de erkek doğasının özellikleriydi. İşte bu yüzden, Katolik Kilisesi'nde hem din adamları hem de sıradan insanlar için bekaret, en yüce erdem olup çıktı. Kilise babalarına göre erkek, şehvetini kontrol edecek güce sahipti ve bakir kalarak bunu başarabilirdi. Oysa fettan kadın, doğasına her zaman yenik düşer, erdeme erişemezdi. Kimi doktriner Hıristiyanlar'a göre yılan, aslında Havva ile cinsel ilişki kurmak istemişti. Yine kimileri de Havva'nın elmayı yiyerek yılanla zaten sembolik bir cinsel ilişkiye girdiğini, bu yüzden şehvetinin kabardığını ve dayanamayarak Adem'i yoldan çıkardığını savundular. Yani Havva, en çok elde etmek istediği şeye, "fallus"a, ona çok benzeyen yılanla ve yılanda erişmişti. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam işte bu yüzden, "baştan çıkarıcı, şehvetine yenik düşen ve insanı ölümlü kılan kadın" kavramını yarattılar ve onu erkekten aşağı bir varlık olarak benimsediler.
20. yüzyıl düşüncesini allak bullak eden psikanaliz ekolünde de, örneğin Sigmund Freud'un "Traumdeutung"unda (Düşlerin Yorumu), düşte görülen yılan, erişmek istenen "fallus"un sembolik anlatımıydı ve semavi dinlerin temel doktrinine geri gidiyordu. Sadece Freud, rüyalarda ortaya çıkan sembollerin kişisel olduğunda ısrar ederken; Carl Gustav Jung, rüyalardaki sembollerin, insanlığın "kolektif bilinçaltı"ndan kaynaklandığını ve bütün kültürlerdeki insanlar için aynı anlamı taşıdığını belirtti. Burada önemli olan, kişisel ya da geniş ölçekte, yılanın kadını, yani Havva'yı baştan çıkaran "fallus" olmasıydı...
probiyotik
Yorumlar
Yılana yüklenen büyük anlamlar
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız