Ağustos 15, 2022

Konuğumuz: Bülent TAŞPINAR

Merhaba, bugünkü konuğumuz Şef Bülent Taşpınar. Dilerseniz önce kendisini kısaca tanıyalım:

 

Öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin üçüncü ve son oğlu olarak 1965 yılında Tokat’ta doğdum, ilkokulu Tokat’ta, Ortaokulu Adana’da okudum. 1979 yılında Askeri mızıka okuluna, 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarının şeflik bölümüne girdim, 1986 yılında mezun oldum ve askeri bandolarda şeflik yapmaya başladım. 28 yıl fiili hizmetten sonra 2014 yılında emekli olup Ankara’ya yerleştim.   Şubat 2017 tarihinde “Korovizyon Pop Müzik Korosunu” kurdum daha sonra Ocak 2019 da “Şimal Yıldızı Halk Müziği Korosu”nu, ardından da Eylül 2019 da “Begonvil Türk Müziği Topluluğu”nu kurdum ve hala bu korolarımın çalışmaları devam etmektedir. Daha sonra koroların uygun olmayan ortamlarda çalıştığını fark ederek sırf koroların nezih bir ortamda çalışmaları için 2020 yılı aralık ayında “Yakamoz Koro ve Sanat Evi”ni açtım.

 

Röportajımızı kabul ettiğiniz için Friendz10 ailesi olarak teşekkür ederiz. Askeri bando ile şu anki yönettiğiniz korolar arasındaki farklar nelerdir?


Çok, çok farklı. Askeri bandodaki arkadaşların hepsi profesyonel, her biri enstrümanlarına hâkim. Altı yıl müzik eğitimi, enstrüman eğitimi alan çocuklardı onlar. 15 Temmuz 2016 olayından sonra askeri liselerin kapanmasıyla maalesef iki yıla düştü. Umarım yeniden lise bölümü açılır. Korolarda ise koristlerimizin çoğunluğu amatör. Ara sıra karşımıza müzik eğitim almış arkadaşlarımız çıktığı zaman mutlu oluyoruz. Genelde korolara da emekli, artık çocuklarını evlendirmiş, iş güç sahibi yapmış insanlar geliyor. Yani profil çok farklı.. Bir de askeri bandodaki personeller; hepsi nota bilen senfonik müzik çalan arkadaşlar, operalar, uvertürler, valsler çalıyorlar, senfoniler çalıyorlar, bütün klasik müzik eserlerini icra ediyorlar. Ancak biz bu amatör koristlerimize bilinen şarkıları dikte ederek, sürekli tekrar ettirerek kulaklarına yerleştirerek eğitebiliyoruz. Kısacası askeri bandolar ile korolarım arasında uçurum var.

 

Şefliğini yaptığınız korolarda sizin için en önemli olan şey nedir? Şu olmazsa şef olmam ya da bu olmazsa bu koro sahneye çıkamaz dediğiniz şey nedir?

 


Bence birinci öncelik insanların aidiyet duygusunu hissetmeleri yani samimi olmaları o enerjiyi yakalamaları. Yani koroyu oluşturmaya sadece bir müzik topluluğu oluşturmak olarak bakmıyorum ben. Bir yakın dost, yakın bir arkadaş, arkadaş grubu gibi, bir aile gibi bir şey tesis etmeye çalışıyorum, benim için önemli olan budur. Yani çok iyi şarkı söylemelerini beklemiyorum. Çünkü amatör koristlerimiz ile çok mükemmel bir koro olamaz ama tabii bir yirmi yıllını devirmiş korolar var mesela Ankara'da. Şefleri de yirmi senedir aynı. Yanlış hatırlamıyorsam Hacettepe'nin sanki öyle bir korosu var. Angora diye bir koro var. Onlar mesela şimdi uzun yıllardır aynı şefle, koristleri seçilerek alınan korolar. Oralarda koristlerde seçiliyor. Ufak bir sınava tabi tutularak bu korolara alınıyor koristler. Bu korolar çok güzel şarkılar söyleyebilir. Çok güzel eserler icra edebilir ama bizim için mühim olan gelen insanın samimiyeti, iyi niyeti. Bundan dolayı da herkes solo söylemek zorunda değil. Yeter ki uyumlu olsun. Sahnede o samimiyetini, iyi niyetini göstersin, koristlerden beklentimiz bu.

Sahnede unutamadığınız bir anınız var mı?

 


Bando şefliğimden bir tane anlatayım. En son konserimde emeklilik dilekçemi verdim. İstanbul'da yeni yıl konseri veriyoruz. Çok da güzel hazırlandım. Son konserime. Güzel konseri verdik. Çok güzeldi, beğenildik, hazırladığımız eserleri çaldık falan filan. Operadan solistler geldi arialar söylediler sağ olsunlar. Sonra bizim o konseri videoya kaydetmediklerini öğrendim. İlgili kişiye söylememişiz biz. Gel konserimize, videoya al dememişiz. Geldi fotoğraf çekti de, videoya al denilmemiş diye çekmemiş. Zaten normalde rutin olarak yaptığı bir şey video kaydı almak ama video kaydını almamış. Biz de böyle kalakaldık. Yani jübile konserim kayıtsız kaldı. Hatıralar da kaldı sadece.

 

Saz ekibinizi neye göre seçiyorsunuz?

 

 

Ben hem sanat müziği korosu çalışıyorum, hem halk müziği korosu çalışıyorum. Bir de pop müzik korom var. Şimdi saz ekibimiz seçerken konserlerde daha çok tanıdığım, çalgısını iyi icra ettiğine inandığım, TRT'den Kültür Bakanlığı'ndan ya da piyasada iyi müzisyenler var, sanat müziğinde özellikle. Onları çağırıyoruz, benim ne dediğimi anlayan, benim dilimden anlayan kişiler oluyor genelde. Ama normal çalışma esnasında bunlardan sadece birini çağırabiliyoruz. Çünkü maliyet korolara biniyor. Çalışmalar için ayrıca amatör çalan arkadaşlar olabiliyor. Mesela sen ud çalıyorsun, kanun çalıyorsun belli bir seviyeye gelmişsin. Bakıyoruz sen de gel bizim koromuzda çal diyoruz. Sen bu sayede koronun seni zorlamasıyla, yandaki profesyonel müzisyenden bir şeyler öğrenerek çalgını geliştiriyorsun. Tabii bakıyoruz önce temel başlangıç seviyesinde değil de başlangıcı biraz aşmış arkadaşları aramıza alıyoruz ve yardımcı oluyoruz. Onlar da geliyor korolarda kendilerini geliştiriyorlar.

 

Hiç şan eğitimi almamış koro ekibinizdeki uyumu nasıl sağlıyorsunuz? Yani bu sadece iyi niyetle ya da söylenilen şarkıyı seçmekle ya da o insanların ses perdelerini ya da ses renklerinin birbirine uyum desibeline göre değişebilecek bir durum olduğu için bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

 

 

Şimdi herkesin bir ses tonu vardır. Yani erkekler kimi bas bariton veya tenor, kadınlar alto ya da soprano ses rengine sahip olurlar. Ses aralıkları ve ses renkleri farklıdır ve farklı bir perdeden başlar, farklı bir perdeye kadar incelebilirler. Korolarında aşağı yukarı yani daha doğrusu bu farklı seslerin ortak bir ses alanı vardır. O da “si” ve “la” notalarından başlayan dizi aralığında, daha çok kadınlara hitap eden bir aralıktır. Amatör korolarda çok geniş perdelerde veya perde aralığında şarkılar kullanmam. Bunlara dikkat ederim. O uygun ses aralığında olduğu zaman herkesin söyleyebileceği bir ses aralığıdır. Onun için çok sıkıntı çekmediğim bir konu. Ama sololarda; solistin söyleyeceği şarkıyı kendi sesine göre seçerim (oktav açıklığına göre) ve sesine göre ton değişikliğini yaparım.

Konuğumuz: Bülent TAŞPINAR

Klasik Türk müziği veya diğer adıyla Türk sanat müziği sizin için de hemen ifade ediyor?

 

Klasik Türk müziği benim için çocukluğum demek. Babam keman çalardı, gözümüzü açtığımızda evin içinde keman tınısı vardı. Uyurken, uyandırırken falan çalardı babam. Şimdi de ud çalıyor. Ondan sonra çocukluğum, gençliğim hep hayatımın içinde olan bir şey. Yani öğrencilik yıllarımda da klasik batı müziği eğitimi aldım ama bu da hep böyle yüreğimizin içinde, şurada beynin arkasında hep vardı. Sonra kırklı yaşlarıma geldiğim zaman kendime bir ud almak oldu. Ankara'ya tayin olmuştum o dönem. Udumla beraber bu aşk yeniden alevlendi, hatıralar tekrar gün yüzüne çıktı. Derken ben de udumu geliştirmek üzere biraz evvel bahsettiğim gibi, birkaç tane sanat müziği korosuna gittim. Evde oturup kendi kendine notaya bakıp çalmaklar repertuvar gelişimi olmuyor. Bir çalgıya başlayan arkadaşlara da tavsiye ederim, toplulukla çalsınlar. Bu sayede farklı korolarda farklı repertuarlar çalmaya başladım. Daha önce hiç duymadığım şarkılar. O zaman çok yeniydim sanat müziğinde. Hiç duymadığım şarkılar. Çaldım, çaldım, çaldım çok şükür buralara kadar da geldik. Şimdi hala ben hiç boş durmam. Her gün repertuar çalışırım. Yeni daha önce hiç duymadığım, bilmediğim, dinlemediğim şarkıları açarım. Alırım elim udumu, oturur yeni şarkılar çalışırım. Beğenirsem bir kenara koyarım onu. Korolarında kullanmak üzere, konserlerinde kullanmak üzere. Örneğin notası kötüyse notasını yazarım saatlerce. Çünkü çok kötü notalar var elimizde maalesef. Hepsinin bir elden geçmesi lazım.

 

Avrupa ve Amerika'nın yaptığı araştırmalara göre korolarda sanat icra etmek, psikolojik sağlığa iyi gelen bir hobidir. Sizin bu konudaki düşünceniz nelerdir ve ne önerirsiniz?

 


Türkiye'de yaşamak çok zor. Yani şartlarımız çok zor. İnsanlar işe giderken bile dolmuşta, otobüste ‘’Bugünü nasıl çıkaracağız?’’ Hep hayatın sıkıntılarını yaşıyorlar ve onları düşünüyorlar. Çocuğu, okulu, karısı, kaynanası, geliri, gideri, yemesi, içmesi hepsi sıkıntı.
Sadece, koroya geldikleri zaman iki saat boyunca o şarkıları söylerken bu insanlar onları düşünmüyor. İki saat boyunca sadece şarkı söylüyorlar. Başka bir şey düşünmüyorlar. O beyinlerindeki o sıkıntıları atıyorlar, boşaltıyorlar. Yani boşaltmasa bile iki saatliğine mutlu oluyorlar. Onun için benim tavsiyem herkes koroya gitmese bile müzikle uğraşsın. Ya da bir sanatla uğraşsın. Resim yapsın, çöplerden bir şeyler yapsın. Yani bir hobisi olsun. Ama hobilerin içinde de en güzeli bana sorarsanız müziktir. Korolara gelsinler. Koro tercih ederken özellikle şuna dikkat etsinler. İşi bilen hocalara gitsinler. Sesi çok güzel diye tercih etmesinler şeflerini. Sesi güzel olan şef olsaydı Pavorotti şef olurdu. Ya da ne bileyim Fazıl Say şef olurdu. Çok iyi enstrüman çalıyor diye. Şeflik başka bir şey. İşi bilen hocalara gitsinler, işi bilen şeflere gitsinler. Nota bilmeyen şeflere gitmesinler. Ritmi atmayı bilmeyen, dört dörtlük ritimle, üç dörtlük ritmi ayırt edemeyen, iki dörtlüklük atamayan dokuz sekizlik ritmi atmayı bilmeyen hocaların karşısına gidip de ona hoca diye paye vermesinler. Koroya devam.

 

En çok hangi tarz müzikten hoşlanıyorsunuz?

 

 

Hakikaten cevabı çok klasik cevap bana uyuyor. Yani ortama göre müzik dinlerim. Yani Ne bileyim. Akşam beynin yorgun ise ve hafif bir ışıkta oturuyorken sakinleşmek için, klasik müzik dinlerim, opera dinlerim. Efendim arkadaşlarla deniz kenarında otururken grek müzik dinlemeyi severim. Ya da bir gece kulübüne gittim. Pop müzik dinlemeyi severim. Ya da başka bir yerde bir sosyal bir ortamdaysak peynirli, kavunlu bir ortamdaysak, salaş bir ortamdaysak o zaman sanat müziği dinleriz. Başka yere gideriz. Öbürünü dinleriz. Hakikaten hepsini seviyorum ben. Klasik Batı müziği eğitimi aldım. Gençlik dönemlerinde piyanist şantörlük yaptım, taverna müziği geçmişim var benim. Ondan sonra sanat müziği geçmişim var, gözümüzü açtık evde işte dediğim gibi sanat müziği var. Evde bağlama var, mandolin var. Ben kendimi bildim bileli bağlama çalarım şimdi hangisini hayatımdan atayım? Benim asıl branşım obuadır. Yedi sene obua eğitimi aldım. Zor bir enstrümandır obua, çok da güzel bir enstrümandır. Ama mezun olduktan sonra devam ettiremedim işimden ötürü. Benim işim şeflik olduğu için çok icra etme yönünde kalmadım. Onun için hiçbirinden vazgeçemiyorum ben.

En sevdiğiniz ses sanatçısı kim? Ya da bununla çalışmak isterdim dediğiniz bir ses sanatçısı var mı?

 

Bu sorunun cevabı da çok klasik olacak ama bu da ortama göre değişiriz. Korolardan ya da atıyorum sanat camiasından falan diyorsan işte herkes gibi Zeki Müren'dir, Muazzez Abacı'dır, Ahmet Özhan’dır, Emel Sayın’dır.

 

Peki pop koronuz da var, pop müzikte kimler?

 

 Bir Fatih Erkoç vardır sevdiğim, efendim Tanju Okan vardır, Allah rahmet eylesin. Salim Dündar var muhteşem bir sestir. Yani hangi birini sayayım hepsi birbirinden güzel. Hepsi özel, özellikle popçular bu bizim ülkemizdeki popçuların hepsi çok özel seslere sahiptir. Bir Nilüfer'in sesine benzeyen yoktur. Nükhet Duru’nun sesine tarzına benzeyen yoktur. Bir Barış Manço'nun, Cem Karaca'nın tarzları ve ses renkleri tınıları çok farklıdır. Onun için hepsi birbirinden güzel ve özeldir. Bir Ayla Dikmen rahmetli. Tavernacılık günlerimizden bize yolu açan rahmetli Ferdi Özbeğen vardır çok severim hala keyifle dinler söylerim. Selami Şahin her müziğin adamıdır mesela. Pop da yapmıştır, efendim sanat müziği de yapmıştır, arabesk de yapmıştır, taverna da yapmıştır. Onun şarkılarını herkes söyler. Müzik tarzında olduğu gibi yani hepsinin ayrı bir lezzeti vardır yani.

 

Korovizyonu kurarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

 

Korovizyon’u kurarken büyük zorluğum şu oldu. ‘’Anlatamadım.’’ Çünkü koro deyince insanların aklına. Sadece sanat müziği korosu ve halk müziği korosu geliyor. Ya da çok sesli koro geliyor. Pop şarkıları korosu kuracağım dedim, sordukları  ‘’Ne söyleyecek?’’ oldu. Eskilerden Barış Manço, Cem Karaca eskilerden, yetmişlerden, seksenlerden, rock söyleyecek, türküler söyleyecek. İlk başladığımızda dokuz kişiydik biz. Sonra çocuklarımı falan koydum, biz on üç kişiyle ilk konserimizi yaptık. Sonraki sene yirmi beş oldu sayımız, ondan sonraki seneye kırk oldu ama pandemiden sonra birdenbire düştü. Bu sene işte bir ara sezonun ortasında kırklara falan çıktık sonrasında yirmi beşlere falan düştük. Önümüzdeki sezonu çok daha kalabalık olacak. Çünkü altıncı sezondur şarkı söylüyoruz. İnsanlar her seferinde niye biz bilmiyoruz bu koroyu, biz de katılmak istiyoruz, biz de gelmek istiyoruz diyorlar. Yani diyeceğim en büyük zorluğu tanıtım oldu. Ama şu an şükür o tanıtım bayağı gelişti. Çok da iyi gidiyor. Bir de pop müzikte repertuvar çok zor oldu.

Konuğumuz: Bülent TAŞPINAR

Anladığım kadarıyla geçişken ve girişken bir müzik tarzınız var. Yani halk müziğini de pop gibi söyletebiliyorsunuz ya da pop korosunu devam ettirmeyi istiyorsunuz. Peki bu konuda popta, sanat müziğinde ya da halk müziğinde repertuvar tercih ederken neye dikkat edersiniz ya da nelere dikkat edilmesini önerirsiniz? Çünkü popun repertuarı aşırı geniş, sanat müziği daha çok ses rengine dayalı olduğu için çok geniş bir aralık var. Siz neye göre seçer veya seçilmesini önerirsiniz?

 

Repertuvar hazırlarken daha çok koro şefinin yapması gereken korosunun kabiliyetine göre repertuvar hazırlanmalı. Yani tutup da çok ağır eserleri, zor eserleri yeni başlamış bir koronun önüne koyarsınız. Efendim ben şöyle Sanat Müziği'ni biliyorum. Böyle sanat müziğini biliyorum şöyle türküler biliyorum. Ben şöyle dağarcığım çok geniş. Ben şöyle hocam falan, kendinizce ispat etmek için tutup repertuvarınızı ağır koyarsanız korodakileri yorarsınız. Ve sonuçta kendiniz de yorulmuş olursunuz. Böyle bir başarı elde edemezsiniz. Repertuvarı seçerken öncelikle koromuzun yeteneğinin bir çıt üstü -hani yemeği yaparsa üstüne suyu koyarsın da bir parmak fazla koyarsın- o çıt üstü de gelişim içindir. Yoksa sadece birliklerini değil, yeni şarkılar koyacaksınız ama koristlerinizin söyleyebileceği zorlukta şarkılar olmalı bunlar. Söyleyemeyeceği şarkılar koyup ne onları üzmek lazım ne de kendini üzmek, yormak lazım. Pop korosunda, türküde de aynı şeyi söylüyorum. Onda da aynı şeyler özellikle de kendi branşından dolayı pop müziği korolarında kendi tarzında şeyler yaparım. Ama söylerken kendimce bir iki yenilikler katarım. Notaya sadık kalarak benim için nota esastır her zaman nota esastır. Notadan ayrılmam asla. Nota ne yazıyorsa o dur. Sazlardan da onu isterim, koristlerden de solistlerden de onu isterim. Pop konusunda maalesef şöyle bir sıkıntı var. Pop korosunun bir literatürü yok. Yani nota arşivi maalesef yok. Bununla ilgili TRT'ye de gittim ben ama TRT'de bir tane pop notası yok. Peki ya bizim o gençliğimizdeki çocukluğumuzdaki o pop şarkılar falan, yani onlar nasıl oluyor diye sorduğumda ise aldığım cevap: geliyorlardı kendileri çalıyorlardı orkestrasıyla gidiyorlardı. İnsan bunun notasını falan koymaz mı? Yok. Düzenlemeler yok. Aranjeler yok. Hiçbir şey yok. Bırakın bunları düz notası yok. En büyük sıkıntı bu. Ben oturuyorum hangi şarkıyı söyleyeceksek, notasını yazıyorum. Düzenlemeyle yapıyorum. Akorlarına, şunları, bunları işte bateri ne yapacak? Saksafon ne yapacak? Flüt ne yapacak? Gitar ne yapacak? Nerede çalacak? Nerede girecek? Şimdi altıncı sezon olunca bayağı da bir literatür yaptım. Kenarda sağlam bir pop müzik dağarcığı oldu. Pop müzikte gene söylenebilecek şarkılar seçilmelidir. Koroyla ben bütün şarkıları koroyla söyleyebilecek gibi planlarım. Baştan sona sanki koroyla başlayacağım, koroyla bitireceğim gibi. O zorlukta eserler planlarım. Bunlara dikkat ederim.

Peki sizin yeni nesil koro anlayışınız ne? Sonuç olarak şu an daha çok rap ya da trap ya da popun daha elektronik hali gündemde, böyle bir şey düşünüyor musunuz?

 

 

Onlar çok yabancı olduğum şeyler, yani bildiğim bir konu değil. Ben asla bilmediğim bir konuda öne çıkıp da ahkam kesmek istemem. Belki ileride bu müzik dallarını bilen
bir müzisyen çıkar. Bununla ilgili bir koro kurar. Çok da iyi olur. Belki biri çıkar bir caz korosu kurar. Belki biri çıkar metal korosu kurar. Ben sadece ehli olduğum bildiğim branşlarda çalıştırma taraftarıyım. Çünkü bilmediğim şeyi öğretemem. Ben buna inanırım. Ben bildiğim şeyi öğretirim. Hele ki biraz evvel bahsettim; popun bile notası yokken bu elektronik müziklerin notası biraz zor. Yani onların notasını nereden ulaşmak lazım bilmiyorum. Hani önümüzde notalar olsa tamam ben yönetirim. Çünkü nota var önümde.
Nota olduktan sonra hiçbir şeyden çekinmem. Notası yoksa o bildiğim bir konu olmalı. Pop gibi. Yetmişler, seksenler, doksanlar. Benim iyi bildiğim bir konu olması lazım.
Benim söyleyebildiğim, orası öyle değil diyemeyeceğim. Oturup zaten onların notasını çıkarıyorum.

 

Yeni neslin yani Z kuşağının sanata bakışı ya da müziğe bakışı hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

 

Z kuşağı çeşitli müzik dinlemiyor. Şu an önlerde bir iki tane ayak var gördüğüm kadarıyla. Bir rock. Bir de sen rap hatta böyle nağmeli rap. Ya şarkı söyler gibi rap yapıyorlar. Yani yeni çıktı o böyle, şarkı söyler gibi rap yapıyorlar. Böyle bir melodi üzerinden şarkı söylüyorlar. Onu da daha çok iki farklı kültür üzerinden yapıyorlar. Yani gençlerin ben çok çeşitli müzikleri dinlediklerini düşünmüyorum. Bizim belki de avantajımız şuydu: Tek kanallı televizyonlarla büyüdük. O tek kanlı televizyonda devletin bir politikası olarak, sanat müziği, halk müziği, klasik müzik, caz, pop farklı farklı müzikler yayınlarlardı. Pop şarkılarına eskiden aranjman denilirdi. Çocukluğumuzun türkücülerini hepimiz sayabiliriz. O zamanki şarkıcıları hepimiz sayabiliriz. O zamanın popçularını hepimiz biliriz. Hikmet Şimşek'i herkes bilir. Pazar günleri konserler olurdu, istemesen de televizyona açtığında izlerdik, çünkü başka alternatifi yoktu pazar günleri yayın tüm gün olduğu için. Hafta içi yarım gün olur akşamüstü başlardı yayın. Cumartesi, pazar sabah başlardı. Sabahleyin 10, 11 gibi o evde çalardı. İster istemez kulağı dolardı klasik müzik. Ben hatırlıyorum; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konserine girdik ve yer bulamazdık. Merdivenlerle otururduk. Tıklım tıklım olurdu, yerlere otururduk. Hatta o zamanlar çift konser verirlerdi cuma akşamı ve cumartesi gündüz. Opera da aynı keza dolardı. Şimdiki gençlerin ben. Ne senfoniye gittiklerini düşünüyorum ne de dinlediklerini düşünüyorum. Şimdi bizim zamanımızda bir de şu vardı. Biz müziğe erişemiyorduk. Böyle plaklar vardı, satılıyordu. Şimdi ben öğrenciyim. Yatılı okuldayım. Nerede plak dinleyeceğim.


Sari: Pikabın olacak olacak kırk beşlik, onun içinde paran olursa ancak.

 

Hadi buldun diyelim, o küçük pikaplardan da ses alamazsın. Zevk almasın. Iki tane de büyük hoparlörün olması lazım ki o sesi zevkle alasın. Sonra giderdik kaset doldururduk. Gidip bakardık beğendiğimiz bir eser bunu kasete çektirirdik. Şimdiki gençler bilgiye olduğu gibi müziğe de çok çabuk erişiyorlar ve çok çabuk tüketiyorlar diye düşünüyorum. Her şeyde olduğu gibi müzikte de öylelerdir diye düşünüyorum. Bilmiyorum belki de bu sosyolojik bir olaydır.

Konuğumuz: Bülent TAŞPINAR

Sari: Mesela bence Türk sanat müziğini yıllardır hep bildiğimiz şarkılarla devam ettiriyoruz. Ne yeni bir beste var. Özellikle Türk Sanat Müziği'nde yeni bestekarların çıkmamasının sebebini ben merak ediyorum.

 

Yeni bestekarlar çıktı aslında ama artık sanat müziği eskisi gibi rağbet görmüyor.
Yani özellikle doksanlardan sonra ülkedeki müzik zevki değişti.

 

Sari: O zaman belli bir yaşın üstü Türk Sanat Müziği’ni dinliyor olarak mı algılayabiliriz? 

 

Tabii ki günümüz çağındaki gençler dinlemiyor. Genç olarak sana soruyorum. Sen dinliyor musun? Evde açıp, kulaklığını takıp dinliyor musun?

 

Yok o kadar değil.

 

İşte bende bundan bahsediyorum gençlerin müzik zevkleri değişti artık.

 

Sari: İlk konserinizde salon kaç kişilikti bilmiyorum. Oradaki şarkıların çoğuna gelen misafirlere eşlik ettiğini duydum ve bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. O koca salonun hep bir ağızdan o şarkılara eşlik etmesi bence çok değerli ve bu manzarayı gördüğüm zaman ben duygulanıyorum. Tabii bu insanların bildiği şarkıların repertuvar haline getirilmesi de ayrı bir sanat olsa gerek. Değil mi? O seyircilere adeta hatırlatmak gibi oluyor. Başka konserlerde hiç bilmediğim şarkıları duydum. Dedim nereden çıktı bu? Kimin eseridir bilmiyorum. Ama hepimizin bildiği şarkıları o konserlerde söylenmesi insanları mutlu ediyor ve keyifli zaman geçirmelerini sağlıyor bence.

  

Bülent TAŞPINAR: Yani insanları mutlu eden şeylerden bir tanesi de katılmaktır. Yani bir şeye katıldığınız zaman aidiyet duygunuz artar. Kendinizi oraya ait hissedersiniz. Yoksa gittiniz, eski ağır Osmanlıca şarkılardan oluşan bir konsere ya da hiç bilmediğiniz şarkılardan oluşan bir konsere ne zevk alabilirsiniz ne de keyifli zaman geçirebilirsiniz. Biraz daha insanların kendini bulduğu, geçmişteki anılarına götüren parçaları seçmeye dikkat etmek lazım diye düşünüyorum ben de sizin gibi. 


Sari: Çok daha keyifli oluyor o zaman izlediğiniz konser.

 

Bülent TAŞPINAR: Kesinlikle haklısınız, katıldığı zaman kendin oraya ait hissediyor.

 

Sari: Hem koro ve koristler hem de misafirler çok daha keyif alıyorlar.

 

 Bülent TAŞPINAR: Tabii misafirler de katılıyor çünkü. O da o koronun parçası oluyor o an.

 

Sari: Koristlerin beden dili bile değişiyor biliyor musunuz? Orada hani şeyi salona gerçi ışıklardan fazla göremiyorlar ama o sesleri duydukça çok daha keyif alıyorlar.

 

Bülent TAŞPINAR: Son düzenlediğimiz pop korosu konserimizde arada dans edenler oldu, çok keyifliydi.

Korolara katılmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?

 

Bir kere gitsinler bir koroya baksınlar. Bir gün misafir olarak gidip, katılsınlar. Oradaki portföye bir baksınlar. Birinci öncelik olarak kendilerine uygun gördükleri, kendine yakın hissettiği insanlardan oluşuyorsa keyif alabilirler. Ama daha önemlisi hoca olarak şef diye tabir ettiğimiz, kişinin geçmişine bir baksınlar. Nedir, ne değildir? Eğitimli mi? Nota biliyor mu? Efendim geçmişteki konserler neler, onunla ilgili yapılan yorumlar. Onlara bir baksınlar. Ve en son olarakta mutlu oldukları yere gitsinler. Çünkü insanlar oraya para veriyor. Bir aidat veriyorlar. Çok büyük para değil ama cüzi de olsa sonuçta yemesinden içmesinden ayırıyor. Cüzi de olsa bir aidat veriyor. Geliyor gidiyor yol parası bilmem nesi, zaman ayırıyor. Bir de hevesleniyor. Şimdi gittiği yerde bunlara rağmen gidip azar işitiyorsa, umduğunu bulamıyorsa hevesi kursağın da kalıyorsa hiç gitmesinler daha iyi. Otursun evinde. Televizyon seyretsin, televizyondaki TRT nağme ile beraber şarkı söylesin. Bir şeyler katıyorsa ona hocası, arkadaşlarıyla aralarda, öncesinde, sonrasında mutlu olabiliyorsa, kültür seviyeleri kendine yakınsa o koroya gitsin. Onlara dikkat etsinler. Mutlu olduğu yere gitsinler, başka bir şey yok. Çünkü sonuçta bizim yaptığımız iş hobi işi, keyfe keder bir şey, mecburi bir şey değil. Bu mecbur olmayan şeye de ben mecbur muyum da asık suratlı adama ya da azarlayan kadına gideyim? En güzel hobilerden birisi de müziktir zaten. Bu hobi de sen keyif alacağın şey de niye strese giresin? Duyuyoruz işte. Işte bilmem seksen yaşında kadını azarlıyor. Işte bilmem kime bilmem ne diyor falan. Hoca diye bildiğimiz insanlar var. Niye seksen yaşındaki kadını azarlıyorsun sen? Bırak yani hocalığı bir tarafa. Sonuçta o sana para veriyor onun sayesinde sen para kazanıyorsun. Bırak onu bir tarafa. Normal yolda gördüğün zaman seksen yaşında bir insanı azarlar mısın? Yani mutlu olduğu yere gitsinler.

 

Desteklerinden dolayı değerli üyemiz Sarı' ya teşekkür ederiz.

Yorumlar

  • Bülent Bey'e verdiği değerli bilgiler için teşekkür ederim

  • Çok değerli paylaşımlar var. Teşekkürler

  • Bundan sonra takip edip konserlerine gideceğim bir koro.Bilgilendirme için çok teşekkürler.

Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız

Editörün Son İçerikleri

Anadolu’daki Batılı Barbarlar (VI)

Anadolu’daki Batılı Barbarlar (VI)

Osmanlı’nın Türkmen Aşiretleri (II)

Osmanlı’nın Türkmen Aşiretleri (II)

Psikolojinin Dili

Psikolojinin Dili

Kültürel İnanç Sembolü: Yılan (II)

Kültürel İnanç Sembolü: Yılan (II)

Editörlerin Son İçerikleri

kaptanfilozof06

Zor Vazgeçilen

probiyotik

Anadolu’daki Batılı Barbarlar (VI)

bubble30
Nielawore

Bizden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun