insanlar, mitlerdeki hayvanlardan vazgeçtiler ve depremleri "tanrılar"a yorumladılar. Endonezya adalarının yerlileri, dünyayı taşıyan şeytanın belli kurbanlar verilmediği zaman sinirlendiğini ve dünyayı sarstığını sanıyorlardı. Eski Peru kabilelerinden biri olan Mainaslar da, tanrılarının, nüfusu saymak için dünyaya geldiğinde adımları ile dünyayı sarstıklarını düşünüyorlardı. Tanrının işi böylece hem kısalıyor, hem de kolaylaşıyordu. Yerliler bu sarsıntıları hisseder hissetmez evlerinden dışarı çıkarak "Ben buradayım, ben buradayım" demeyi adet edinmişlerdi. Bu inanış sayesinde, evlerden dışarı çıkanların çoğu ölümden kurtulmuş oluyorlardı. Eski Yunanlılar, depremler için dünyayı omuzlarında taşıyan Atlas'ı suçlamıyorlardı. Onlara göre depremlerin tek sorumlusu, denizlerin tanrısı Poseidon'du. Bu mit de, sismik aktivitenin çoğunun Akdeniz'in altında oluştuğu gerçeğiyle ortak bir noktayı yakalıyordu. Depremleri doğal olaylarla bağdaştıran yaklaşımlarda vardı tabii ki.
Ancak, tüm bunlara rağmen, depremleri doğal olaylarla bağdaştıran yaklaşımlar da yok değildi. Babilli astronomlar, Güneş ve yıldızların dizilişleri ile sarsıntılar arasında bağlantılar olduğunu sanıyorlardı. Aristo'nun "Meteorologica"sında depremlerin, buharlaşma ile oluşan rüzgarlara bağlı olduğunu savunuluyordu; Güneş'ten gelen sıcaklık yeryüzünde buharlaşmayı oluştururken, dünyanın içindeki ateş de yerin altında buharlaşmalara neden oluyordu. Rüzgarlar dünyanın içine dolup yeteri kadar güç toplayınca yeri sarsabiliyorlardı. "Gözenekli toprağı olan yerlerdeki sarsıntı daha fazla olur, çünkü bu topraklar içlerine daha fazla rüzgar alırlar" diyen Aristo böylece jeolojik bir gerçeğe de deyinmiş oluyordu.
probiyotik
Yorumlar
Anlaşılan depremler medeniyetleri her zaman rahatsız etmiş
gerçekten ilginç
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız